Bütüncül yaklaşım
İdeal oklüzyonun önemini anlamak ya da açıklayabilmek, ancak biyofonksiyonel ve bütüncül yaklaşımları temel prensipler olarak benimsemekle mümkündür. Bütüncül yaklaşım, insanın tanı ve tedavide bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savunur: vücudun bir bölgesindeki semptomun gerçek kaynağı, başka bir tıbbi branşla ilgili farklı bir bölgede olabilir.
Sürekli içe basan bir kişiyi düşünelim. Zamanla oluşan dengesiz kuvvet dağılımı sırt ağrısına ya da diz rahatsızlığına yol açabilir. Doktor yalnızca dize ya da sırta odaklanabilir; bu tedavi gerekebilir. Ama bütüncül yaklaşımla içe basmaya neden olan faktör tespit edilir ve dengesizlik ortadan kalkınca rahatsızlık kendiliğinden azalabilir ya da tekrar etmesi önlenebilir.
Biyofonksiyonel oklüzyonun temelleri
Bu bakış açısını benimsemiş diş hekimleri, oklüzyonun vücudun dengeleyici organlarından biri olduğunu ve herhangi bir vücut parçasıyla ilişkili karmaşık bir mekanizma olduğunu kabul eder. Biyofonksiyonel oklüzyon kavramı, çiğneme sistemindeki tüm faktörlerin doğru tespit edilmesine ve tüm mekanizmanın çevre dokularla birlikte bir bütün olarak değerlendirilmesine dayanır. Temel alınması gerekenler:
- Eklemlerin, kasların, dişlerin ve tüm vücut postürünün ideal pozisyonu
- Temporomandibular eklemin (çene eklemi) stabil ortopedik pozisyonu
- Doğru belirlenmiş oklüzyon ve doğal, aşınmamış ideal diş formları
Estetikten ne anlamalıyız?
Asıl amaç olmamakla birlikte, sağlıklı ve fonksiyonel bir çiğneme sistemi kendiliğinden estetik bir görünüm sağlar. Bu bakış açısı biyofonksiyonel yaklaşımı yalnızca kozmetik amaçlı tedavilerden ayırır; çünkü estetik ve fonksiyon, form ve fonksiyon birbirinden ayrı düşünülemez.
Estetik tedaviler fonksiyon göz ardı edilerek yapılırsa, estetiği yalnızca bir “süsleme” olarak görmek gibi büyük bir hata yapılmış olur. İdeal çiğneme sistemi; kaslar, dişler, TME ve iskelet sistemi üzerindeki aşınma ve deformasyonun en aza indirildiği pozisyondaki ideal oklüzyona bağlıdır.
Uyum ve sınırları
Bozulmuş bir oklüzyon yaşam kalitesini düşüren birçok semptomla kendini gösterebilir; insanlar bu bozukluklara şaşırtıcı ölçüde uyum sağlar. Ancak bu uyum yeteneğinin kişiden kişiye değişen sınırları vardır.
Bilimsel literatür bu konuda çelişkili yorumlarla doludur. İnsan vücudunun bugün tam açıklayamadığımız karmaşık yapısı, ancak dogmalardan arınmış, disiplinlerarası ve bütüncül yaklaşımlarla daha fazla anlam kazanabilir.